Başkan Erdoğan İslam Dünyası’nın mı, Türk Dünyası’nın mı lideri olmak istiyor?

Yargı Reformu Strateji Belgesi kaplumbağa hızıyla ilerliyor.

Başkan Erdoğan İslam Dünyası’nın mı, Türk Dünyası’nın mı lideri olmak istiyor?

Başkan Erdoğan, Sezai Karakoç’un "Ey Sevgili"  adlı şiirindeki dörtlüğü sık sık okurdu. Bu günlerde okumuyor. Belki de ben duymadım.

Önce şiiri okuyalım:

Sevgili

En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim
Ülkendeki kuşlardan ne haber vardır
Mezarlardan bile yükselen bir bahar vardır
Aşk celladından ne çıkar madem ki yar vardır
Yoktan da, vardan da ötede, bir Var vardır
Hep suç bende değil, beni yakıp yıkan bir nazar vardır
O şarkıya özenip söylenecek mısralar vardır

Sakın kader deme, kaderin üstünde bir kader vardır
Ne yapsalar boş, göklerden gelen bir karar vardır
Gün batsa ne olur, geceyi onaran bir mimar vardır
Yanmışsam külümden yapılan bir hisar vardır
Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır
Sırların sırrına ermek için sende anahtar vardır
Göğsünde sürgününü geri çağıran bir damar vardır
Senden ümit kesmem, kalbinde merhamet adlı bir çınar vardır
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili

Başkan Erdoğan,  merhum Necmettin Erbakan’dan ayrıldıktan sonra, hep dikey büyüyen bir çınar gibi kısa sürede serpilip büyüdü, dünya halklarının  hayran olduğu bir lider haline geldi.

17 yıllık  iktidarları döneminde büyük badireler atlattı. Önemli yenilikler yaptı.

Mazlum  ve mağdur milletlerin umudu haline geldi.

Mısır Devlet Başkanı Muhammed Mursi’nin  Ak Parti’nin kuruluş yıldönümünde duygusal davranarak, Yeni Osmanlı’yı diriltecek bir söylemi sonrasında  bir darbe ile iktidarı kaybetti. Türkiye ve Başkan Erdoğan da batı dünyasının hedefi haline geldi.

ABD, AB Ülkeleri, İngiltere ve Rusya gibi güçlü ülkeler, Mursi’nin Başkan Erdoğan’ın liderliğinde bir İslam Dünyası, Yeni Osmanlı telaffuzu nedeniyle panik oldu.

Tarihçilere tüyo veriyorum. O günden sonra  Ak Parti ve Türkiye zirveden aşağı doğru  kaymaya başladı.

Bugün geldiğimiz noktada tüm dünya karşımızda. İçte ciddi kırgınlıklar ve küskünlükler var. Ak Parti üç parçaya bölünmek üzere.

ABD ve bazı AB ülkeleri Başkan Erdoğan ve ailesi ile birlikte üç bakana vize yasağı koydu.

Önümüzden ve sırtımızdan yediğimiz hançerleri sayacak durumda değiliz. ABD Başkanı Trump’ın açıklamalarını kimse analiz edemiyor. Halk Bank davası yeniden hortlatılıyor ve Başkan Erdoğan ve Ak Parti’nin önemli isimlerine yargı sopası gösteriliyor.

Türk siyaseti maalesef kaos günleri yaşıyor. Hiçbir siyasi parti sürece katkı sunacak bir açıklama ve eylem ortaya koyamıyor.

Başkan Erdoğan tarafından beş ay önce açıklanan ve acil hayata geçirilmeli dediği Yargı Reformu Strateji Belgesi kaplumbağa hızıyla ilerliyor.

Milletvekilleri isteksiz ve gönülsüz. Birçoğu meclise bile düzenli gelmiyor. Başkan Erdoğan milletvekillerini bu nedenle ikaz etti. Önemli işlerimiz var, Yargı Reformu Paketleri görüşülüyor, meclise gelin, devlete ve millete sahip çıkın dedi.

ABD sesini yükseltti, herkes sus pus. Ortada tek bir ses var o da Başkan Erdoğan’ın sesi. O sese destek veren, güç katan kimseyi ortada göremiyoruz.  

Baskının dozu aşırı arttı. Bugün Sky News muhabiri grup konuşmasının ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan’a, “Amerikan delegasyonu geliyor, bunun için endişeli misiniz?” diye sordu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Niye endişeli olayım” diye yanıt verdi. 

Sky News muhabiri ise “onlara neler söyleyeceksiniz” diyerek sorusuna devam etti.

Bunun üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Ben dimdik ayaktayım. Ben onlarla görüşmeyeceğim. Onlar karşıtlarıyla görüşecek. Ben Trump geldiği zaman konuşurum” ifadelerini kullandı.

 

Gazeteci tabi ki soru soracaktır. Sky News muhabiri, soru soruş tarzıyla Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı resmen provoke etti.

 

The Times ise, bu gün yayınladığı bir Analiz haberde Türkiye'nin erken seçime gidebileceğini iddia etti.

 

Ülkeye müdahaleler artıyor.

Türkiye sanki Kürt soykırımı yapıyor. Başkan Trump, PKK ile Kürtleri bir görüyor. Kürt kökenli vatandaşların hepsini PKK ile özdeşleştiren açıklamalar yapıyor.

 

Büyük gürültülerin koptuğu bu süreçteki derin sessizlik ürkütücü.

 

Herkes birbirine bakıp soruyor.

 

Şimdi ne olacak?

 

Türkiye’yi büyük bir aile kabul edersek, ailevi sorunlarda nasıl içteki sorunları ortadan kaldırıp, dışa karşı birlik olunuyorsa, aynısı yapılacak.

Çok cesur, aşırı radikal adımlar atılacak.

Korkusuzca…

MHP’nin, CHP’nin ve Ak Parti’nin hazırladığı Yargı Reformları süratle TBMM'den geçirilecek.

 

Hz. Mevlana’nın;

Gel, gel, ne olursan ol yine gel,
İster kafir, ister mecusi, ister puta tapan ol yine gel,
Bizim dergahımız, ümitsizlik dergahı değildir,
Yüz kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel…

Dediği gibi denilecek.

Adalet, hak, hukuk, hoşgörü ve kardeşlik çizgisinde birleşilecek.

Kimse ötekileştirilmeyecek.

Cezaevleri boşaltılacak.

Herkes birbiriyle barışacak, kucaklaşacak.

ABD ne der?

AB ne der?

Rusya ne der?

Düşünmek istemiyorsanız, kendi içimizde birlik olmak zorundayız.

Başkan Erdoğan, tüm siyasi rakiplerini yanına alma becerisi gösteren bir siyasi lider iken, neden Suriye’yi yanına almasın ki?

Neden Ali Babacan ve Ahmet Davutoğlu’nun elini bıraksın ki?

Barzani ile iyi ilişkiler kurmuşken, neden Suriye Kürtleri ile iyi ilişkiler kurmasın ki?

Türkiye, 17 yıl içinde büyük badireler atlattı. Herkes bu süreçte bir parça ders aldı. Gelinen noktada kan davası haline gelmiş kronik sorunları ortadan kaldırıp, içte birlik olursak, bizi top sindiremez.

 

 

Pringles gibi, cips bölünmeye devam edersek, hepimizi çıtır çıtır yer, üstüne de zafer naraları atarlar.

Tercih hepimizin...

El ele verirsek, sorunların üstesinden geliriz. Aksi olursa, Akif’in dediği gibi “akibetimizden korkulur”.

Başkan Erdoğan bir karar vermek durumunda.

İslam Dünyası’nın mı, Türk Dünyası’nın mı lideri olmak istiyor?

Hangisini isterse istesin.

Hepsi, içte birlik ve beraberlik içinde olmaktan geçiyor.

 

YUSUF İNAN / ŞEHİTLER ÖLMEZ

www.sehitlerolmez.com