Filistin,  Kıbrıs ve Arap Birliği’nden ne bekliyorduk?

Türkiye şapkasını önüne koyup düşünmek zorunda.

Filistin,  Kıbrıs ve Arap Birliği’nden ne bekliyorduk?

Türk Milleti’nin yumuşak karnı,  Türk ve Müslüman kimliğine olan saygı ve sempatisidir.

Türk Milleti, bu ön yargıdan kaynaklanan sempati ve güvenden kurtulamadığı sürece, sırtından hançerlenmeye devam edecektir.

Gerçekçi olmak zorundayız. Gerçekçi olursak, sırtımızdan hançerlenmez, arkadan vurulma sürecine de bir nokta koymuş oluruz.

Başbakan Erbakan’ı çadırında ağırlayan, alay eden, aşağılayan Kaddafi’nin yaptığı saygısızlığı unutmadık.  Aynı Kaddafi, yönetimi kaybetme sürecinde “Hepimiz Osmanlıyız” diyerek Türkiye’den yardım beklemişti.

Daha geriye gidelim. Allah’ın evi Kabe’yi İngilizlere teslim eden Şerif Hüseyin’i de unutmadık.

Osmanlı Paşası Fahrettin Paşa, Kabe’den gözyaşları arasında ayrılır. Arap kardeşlerimizin kalpleri taşlaştığı için onların gözlerinden yaş dökülmez.

Hele Kıbrıs, o sözleri nasıl sarf etti?

Hiç şaşırmadım.

Türkiye, şapkasını önüne koyup düşünmek zorunda. Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklarla ilgili  radikal kararlar almalı ve süratla hayata geçirmelidir.

Biz,  soydaşımız, kardeşimiz, dindaşımız dedikçe, sırtımızdan hançerleniyoruz. Türk iş adamları  eski SSCB ülkelerinde kökleşemiyor. Ticaret yapamıyor. Büyük çoğunluğu darp ediliyor, işine malına çökülüyor, olmadı öldürüyorlar.

Tüm bunları yapanlar; Türkçe konuşan, Türk ve Müslüman olduklarını iddia eden akraba topluluklar.

Ben bu konuda devletimizi birçok defa bilgilendirdim.  Bazı devlet görevlileri  Türkiye’yi sırtından hançerleyen çetelerle işbirliği yapıyor.

Türkiye’ye ve Türk Milletine ihanet ediyordu.

İnsanın inanası gelmiyor ama gerçekler maalesef bu şekilde.

En kritik dönemde; Filistin, Kıbrıs, Arap Birliği ülkelerinin hançerini sırtımızda hissettik.

Bizim  kendilerine acıdığımız, ev, aş ve iş verdiklerimiz PKK ile iç içe yaşıyor. Bulundukları ülkelerde PKK'ya kol kanat geriyorlar.

Benim bu yazdıklarımı devletin istihbarat örgütleri zaten biliyordur.

Ama ben yine de bir kez daha hatırlatmak istedim.

Ak Parti Hükümeti'nin duayen isimleri bu süreçten kendilerine görev çıkarmalı ve bu konuda ciddi bir çalışma başlatmalıdır.

Öncelikle Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Bakanlığı hayata geçirilmeli ve bu konuda titiz bir çalışma yürütülmelidir.

Türkiye, Amerika ve AB ülkelerinin verdiği tepkilerden hiç etkilenmedi. Çünkü biliyoruz. Bekliyoruz. AB ve Amerika bu şekilde hareket eder diyoruz.

Esas bizi yıkan, kardeşim dediğimiz, uğruna canlarımızı feda ettiğimiz Filistin, Kıbrıs ve Arap Birliği benzeri soydaş ve dindaş olduğumuz ülkelerin tutumudur.

Çünkü onlardan beklemiyorduk. İlk yumruğu Filistin’den, ikincisini Kıbrıs’tan yedik. Araplara zaten güvenmiyorduk. Ama yine de dindaşlarımız dediğimiz insanlardan bu kadar iki yüzlü bir yaklaşım canımızı acıttı.

Kabe, Filistin ve Kıbrıs şehitlerinin ruhunu incitti.

Evet, üzüldük ve sırtımızdan yediğimiz hançerlerin etkisiyle sendeledik.

Ak Parti’nin duayen ismi Hayati Yazıcı, bu süreçleri en iyi bilenlerden biri. Neden sessizliğin girdabından çıkıp da, elini  taşın altına sokmuyor?

Dıştaki durumumuzu gördük. Daha da göreceğiz.

Bu süreç kısa sürede durulmaz.

Ak Parti kurmayları ve duayen isimlerin Başkan Erdoğan’ı kaderine terk edip, bir kenara çekilmesi çok tehlikeli.

Yargı Reformu Strateji Belgesi 30 Mayıs 2019 tarihinde Başkan Erdoğan tarafından tüm dünyaya açıklandı.  

Beşinci ayın ortalarına geldik hala hayata geçirilemedi.  

Aydınlık  Gazetesi yazarı  Hüseyin Vodinalı: Saddam tuzağı mı? Başlıklı yazısı ile tehlikeli bir süreci işaret ediyor.

15 Temmuz Hain Darbe Girişimi sonrası,  Ak Parti’ye “Nitelikli bir darbe” daha yapıldı ve Ak Parti yerel seçimlerde o darbenin etkisini bariz bir şekilde gördü.

Daha önce de yazdım.

FETÖ soruşturmaları üzerinden Ak Parti’ye nitelikli bir darbe yapılmış. Bu soruşturmalardan doğrudan etkilenen insan sayısı  750 bin kişi.  Yakın akrabalar üzerinden yapılan basit matematik hesabıyla 750.000 X 20 kişi = 15 milyon insan eder.

Uzak akraba hesabı yapılırsa, bu sayı 30 milyonu buluyor.

Ekrem İmamoğlu’nun İstanbul’u ezici bir çoğunlukla alması seçmenin tercihi değil,  “nitelikli bir darbenin” sonucudur.

Ak Parti Kurmaylarının ve Ak Parti Hükümeti'nin, bu fotoğrafı görmesi gerekir.

Kirli yapılar, ekonomik sorunlar ve Barış Pınarı Harekatı ile Ak Parti ve Başkan Erdoğan'ın zayıflatılması ile,  üçüncü dalga  Nitelikli Darbe Planlarını  hayata geçirmek için, uyuyan hücrelerini uyandırmak isteyecekler.

Ak Parti Hükümeti,  dış güçler tarafından kıskaca alındığı bir dönemde, bu hücreler uyandırılarak,  Ak Parti’ye vurulmak istenen ölümcül darbenin, yargı üzerinden yapılması sürpriz olmaz.

O nedenle, içte birliği ve toplumsal barışı sağlayarak, dost ve düşmana birlik ve beraberlik mesajı vermeliyiz.

İçte bir ve diri  olursak, en önemlisi de İRİ olursak, bizi kimse oyuna getiremez.

Ortadoğu’da ve dünyada oyunun kuralını yine biz koyarız.

 

YUSUF İNAN / ŞEHİTLER ÖLMEZ

www.sehitlerolmez.com