İstanbul,  Ankara ve İzmir’de deprem korkusu ve kurtuluş reçetesi

1999 depremini de unuttu. Kefensiz yatan binlerce deprem şehidini de...

İstanbul,  Ankara ve İzmir’de deprem korkusu ve kurtuluş reçetesi

1999 Marmara Depreminde kurtarma çalışmalarına katılmıştım. O nedenle depremin ne demek olduğunu çok iyi biliyorum.  

İnsanoğlu nisyana (unutkanlığa) müpteladır. 1999 depremini de unuttu. Kefensiz yatan binlerce deprem şehidini de,  o güzelim evlerin yerle bir olduğunu da unuttu.

İşin ilginç tarafı devlette unutmuş. İstanbul depremi gelecek gelecek derken, 20 yıl içinde depremle ilgili ciddi bir önlem alınmamış.

İnsanlar devlete, dolayısıyla Ak Parti Hükümetine ve Başkan Erdoğan’a sitem ediyor. Siyasetçiler de İstanbul depremi üzerinden siyaset yapıyor.

Türk Milleti ne yapıyor?

Türk Milleti her zaman olduğu gibi mucize bekliyor.

İstanbul depremi geldi dayandı.

Beklenen mucize gelmedi.  Gelmez de...

Devleti ve siyaseti boşuna taciz etmeyin.

Mucize sizin kendinizde.

Hem de çok kolay. İstanbul’da, Ankara’da ve İzmir’de deprem olacak da bir mucize ile kurtulacağız diyene bekleyene kadar verin kararınızı ve bu şehirleri terk edin.

Prof. Dr. İlber Ortaylı ne dedi?

Paranızı çarçur etmeyin. Zeytinlik alın dedi. Kendisi de aldı.

İstanbul,  Ankara, İzmir ve Bursa gibi büyük illerdeki evlerinizi satın, gelin  taşraya.

Zeytinlik alın, üzüm bağı alın. Arazi alın. Ortasına da güzel bir bağ evi yapın.  Evinizi yaparken depremi de hesap ederek yapın. Tek katlı, olmadı,  iki katlı yapın.

Evin önünde köpekleriniz olsun. Gece gündüz sizi beklesin.

Bahçesinde sebzeniz, meyveniz olsun.

Sabah kahvaltısını  zeytin ağacının altındaki masada yapın. 

Yumurtayı  evinizin önündeki kümesten alın. Sütü  keçinizden veya ineğinizden sağın.

Pazara gidip domates, patates yüklenip gelme derdiniz de ortadan kalksın. Bahçenize girin ne istiyorsanız organik pazarınızdan kendi elinizle kopartın.

Trafik derdiniz olmasın. Stres nedeniyle kanser olmayın.

Devlet  deprem için önlem almıyormuş. Almasın, kendi önleminizi kendiniz alın.

Üç günlük dünyada “Mandıra Filozofu” gibi  yaşayarak ömrünüzü uzatın.

Zeytini kendi bahçenizden toplayın.

Zeytinyağını kendi zeytinlerinizden çıkarın.

Tereyağı istiyorsanız, bahçenizdeki keçinizin sütünden yapın.

Peyniri yine kendi sütünüzden yapın.

Salçanızı kendiniz yapın.

Sirkenizi kendiniz yapın.

Kendinizi toprağa yaklaştırın, ne kanser hastası olacaksınız, ne de psikiyatri hastası.

Hastanenin yolunu unutacaksınız.

Deprem olacakmış, olsun sizi ilgilendirmeyecek ki?

İster bahçenizde hamakta uyuyun. İster bağınızda. İsterseniz çardakta.

Biz kendimizi kendi elimizle ateşe atıyoruz. Kendi elimizle ömrümüzü kısaltıyoruz.

Komşumuz Ali Rıza Amca 95 yaşında. Hala bahçede çalışıyor. Ali Rıza amca yıllarca balığı denizden kendi tutmuş. Yağını kendi bahçesinden çıkan zeytinden elde etmiş.

"Siz kanser olup duruyorsunuz , yiyorsunuz kostikli zeytinleri kanser yapıyor" dedi.

Ne hükümete kızın, ne muhalefete.

Radikal bir karar alın ve dönün  Anadolu’ya toprağın bağrına.

İstanbul, Ankara ve İzmir gibi illerdeki mülkler taşrada size lüks bir hayat sunacaktır.

Düşünün Eylül ayında yataktan  kalkıyorsunuz, kahvaltı hazır olana kadar denize girip geliyorsunuz.

Böyle bir güzelliği bırakıp da büyük şehirlerin kirli havasına,  Azrail ile dost olan evlerine, sokaklarına neden döneceksiniz ki?

 

İstanbul, Ankara, İzmir vs. büyük şehirlerde yaşayın!

 

 

 

Radikal bir karar verin...

 

 

 

 

YUSUF İNAN / ŞEHİTLER ÖLMEZ

www.sehitlerolmez.com