Kadına şiddeti, Cinayetleri, İntiharları, Terörü ve Kanseri yok edebiliriz…

Sorunun çözümünü bilmeyince adına “kadına şiddet” diyoruz, cehalet diyoruz, ekonomik kriz diyoruz.

Kadına şiddeti, Cinayetleri, İntiharları, Terörü ve Kanseri yok edebiliriz…

Bu sorunlar sadece Türkiye’nin sorunu değil, tüm insanlığın sorunu.  Güçlüler, güçsüzü eziyor.

Bu kadın olsun, erkek olsun farketmiyor. 

Sorunun çözümünü bilmeyince adına “kadına şiddet” diyoruz, cehalet diyoruz, ekonomik kriz diyoruz.

Aklımıza ne gelirse söylüyoruz.

İnsanlar siyanürle ailecek intihar etmeye başladı. Siyanür’ü yasaklayarak aile intiharlarının önüne geçileceğini düşünenler hayli çok. 
Alevi vatandaşların evlerine iki çizik atıldı diye ödümüz kopuyor. Birileri tahrik edecek ve Aleviler sokağa dökülecek, Türkiye mezhep savaşının içine düşecek. 

Yöneticilerimiz böyle düşünüyor.

Böyle bir tehlike var mı? 

Var ama onlar Aleviler değil.  

Aleviler, Türkiye’nin en hoşgörülü ve makul düşünen insanları. Aleviler o çukura bir kez düşürüldü. Bir daha böyle bir ihtimal yok.

 

 

Kadına şiddet, Cinayetler, İntiharlar, Terör ve tedavisi bilinmeyen hastalıklar iflahımızı kesiyor. 
Kanser hastalığının tedavisinde biraz mesafe alındı derken,  şimdi de etrafımızı ALS, DMD, MS, SMA benzeri ilginç, ilginç hastalıklar sardı.

Hastanelerde sıra bulmak mümkün değil.  

Ak Parti Hükümeti dev dev hastaneler yaptı, o hastaneler de yetmiyor.

Çünkü herkes hasta…

Diş’e randevu isteyin bir ay sonraya sıra veriyorlar. Ortopedi, Onkoloji, Kadın Hastalıkları, Akıl Hastalıkları, Psikiyatri, Göz vs. hepsi dolu. 

Akıl hastalarını yatıracak hastane bile yok.  Manisa Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi’ne hasta yatırmak ancak referansla, torpille yapılabiliyor. 

Doktorlar, hemşireler, kayıt memurları çıldıracak konuma gelmişler. Aile hekimlerinin önünde bile uzun kuyruklar var.

Tüm bu sorunların çözümü, daha büyük hastaneler yapmak, intiharların önüne geçmek için, siyanür satışını yasaklamak  değil.

Kalıcı çözümler üretmemiz gerekiyor.

 


İnsanlar büyük bir aşk ve sevgiyle evlendikleri eşlerini öldürüyor, minnacık çocuklarını öldürüyor. Annesini ve babasını öldürüyorlar. Oğlunu kızın öldürüyor.


Cezaevleri tıklım tıklım dolu. 7 – 8 kişilik koğuşlarda 18-20 kişi kalıyor. Bir bu kadar daha cezaevi yapsanız, bu hızla  kısa sürede eski konumuna gelir.

21. Yüzyıl, teknoloji ve medeniyet asrı derken, insanlık en olmadık trajedileri ve acıları yaşıyor.

Bunları neden anlattım?

Bunları anlattım, çünkü bu sorunların  bir çözümü var.

 

 

Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ı ilk defa halkın içinde gördüm.

Biraz ümitlendim. Siyasetçi başarılı olmak istiyorsa, bir ayağı halkın içinde  olmalı. 

Başkan Erdoğan’ın etrafındaki çelik kapıları aşmak mümkün değil. O nedenle bu projeyi, Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak'a duyuruyorum. Hazinenin başında da kendisi var. Bu porjeyi isterse Berat  Albayrak hayata geçirebilir.

 

 

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Prof. Dr. Fahrettin Altun “Ülkem için bir projem var”  adıyla bir çıkış yapmıştı.

O çalışmalar ne aşamada bilmiyoruz.

 

Bu günden sonra Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü ve Başdanışman İbrahim Kalın’ın da başı biraz sıkışacak gibi.

Deutsche Welle'nin Conflict Zone programına konuk olan Cumhurbaşkanı Sözcüsü İbrahim Kalın’a  program sunucusu Tim Sebastian, FETÖ’nün yayın organı Zaman gazetesinin İngilizce yayınında (Today’s Zaman) çalıştığını hatırlatarak “Siz de cezalandırılabilirsiniz. Eskiden Gülenci gazete için çalışıyordunuz” dedi.

Kalın, FETÖ için çalışmadığını, onlar için yazdığını ve bunun farklı bir konu olduğunu söyledi.

OdaTV.com habere farklı eklemeler de yaptı:

“İbrahim Kalın, FETÖ operasyonlarından önce, FETÖ'nün Today's Zaman gazetesinde yazarlık yapıyordu. Kalın, ABD'de iken de Gülen'i Georgetown Üniversitesi’nin 2009 yılında hazırladığı “en etkili 500 Müslüman” listesine 13. sıradan sokan kişiydi. “

Görüyorsunuz, Türkiye’nin sorunları kolay çözülecek gibi görünmüyor.

Cumhurbaşkanılığı Sözcüsü ve Başdanışmanı’na dahi FETÖ suçlaması, iması yapılıyor. Benzer konumda olan insanlar yıllarca cezaevinde yatıyor. Bu süreçte hiç ilgisi olmayan insanlar bile,  FETÖ'NÜN en önemli adamı ilan edilerek evinden, ailesinden , işinden edilebiliyor.

İbrahim Kalın şanslı.

Mahkemeler İbrahim Kalın'ın söylediklerini kriter olarak alsa, mağduriyetler ortadan kalkar.

 

İşte ben tüm bu sorunların hepsini, toptan çözebilecek basit bir sistem ve projeden bahsedeceğim.

Projenin kolay anlaşılabilmesi için minik ve az muzır bir fıkra anlatacağım.

Bir yörük topluluğu aile, 'kon, göç'lerden bıkınca, kuytu ve güzel bir bölgeye yerleşmeye karar verir.  

Herşey güzel gider.  Kadınlar mutlu, çocuklar mutlu, yaşlılar mutlu. 

Herşey düzenli derken, bir gece ailenin Kadın Anası oğlunun çadırından gelen seslere kulak kabartır, 

Gelini, oğluna der ki, ben bunu kemikten sanıyordum, meğer ettenmiş.

Kadın Ana, bu konuşmaları duyunca sabah herkesi toplar ve sökün çadırları gidiyoruz der.

Hikayenin özü, yerleşik hayata geçip, eski hareketli yaşantıdan vazgeçince, oğluyla gelini arasında cinsel sorunlar başlamış.  

Günümüzde olduğu gibi.

İnsanlığın sorunu da aynı. İnsanlık, modern yaşantının rahatlığında, kendi kendisinin idam fermanını imzalıyor, haberi yok.

 

Türkiye'nin  bu sorunların çözümü için Toprak Reformu yapması gerekiyor. Modern hayata özenen, köyleri terk eden insanlara modern köyler, modern, mini çiflik alanları açılmalı..

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Yatay mimari” dediği projenin az daha gelişmişi. 

Devlet, şehirlerin etrafında atıl duran hazine arazilerini isteyenlere makul bir fiyatla satacak, kiraya verecek  Hazine  de gelir elde edercek. Herkes için fayda.

 

Satın alınan arazilere sahipleri bağ evi statüsünde ev yapabilir, içinde yaşabilir. 

Esas amaç,  insanların bu arazilerde kendilerine yetecek kadar, tarım ve hayvancılık yapabilmelerine imkan sağlamak. 
Devlet arazilerin yolunu, elektriğini hazır hale getirip,  tarım yapmak isteyenlere makul bir bedelle satacak / kiraya verecek.

Hepsi bu.

Bu arazilerin yönetimi, site yönetimi veya kooperatif yönetimi benzeri bir sistemle sağlanabilir. 500 kişilik, 1000 kişilik  tarım alanları oluşturulur. Bir kişiye bir dönümden fazla arazi verilmez.  İnsanlar buralarda istedikleri gibi ekip biçer, bağ evi benzeri  90 - 100 metrekarelik  en fazla  iki katlı evler yapabilir. 

Bu evlerde yaşar, yiyeceği domatesi, patatesi, biberi vs kendisi yetiştirir.

İnsanlar modern ortamlarda, kendi hobilerine uygun bahçecilik yapar. Bahçeli evlerde yaşar, toprakla meşgul olur.

Modern yaşantıdan da kopmaz.

Üzüm, ceviz vs yetiştirir, yiyip içip fazlasını da satar.

Kural, arazi alınıp boş bırakılmaz. Kooperatif Yönetimleri denetler, atıl bırakılan arazileri geri alarak satabilir.

Sistem basit. 

Evinin önündeki bahçede çalışan insanlar hareketsizlikten, sıkıntıdan hastalık hastası olmaktan kurtulacak. Temiz havada yorucu olmayan bahçe işlerinde çalışarak ömrünü uzatacak. Evde  boş boş oturup kavga çıkarmayacak. Kahvehanelerde dumanaltı olmayacak.

Ağaçla, bitkiyle zaman geçiren, kendi yetiştirdiği organik gıdaları tüketen insanlar daha az hastalanacak.

Bu proje hayata geçirilebilirse, kısa süre içinde  adliyeler, hastahaneler ve cezaevleri  boşalır.  

Çocuklar bahçeli evlerde büyür. Tabiatla iç içe  daha sağlıklı olurlar.  Akıl hastalıkları azalır. İşi gücü, yiyeceği olan insanlar mutlu olur.

Özledikleri  modern köy hayatına kavuşurlar.

İnsanlar bahçelerinde yetiştirdikleri üzümü, domatesi ,salatalığı yer, fazlasını satar,  

 

 

Mandıra Filozofu filmini izleyenler vardır.  

Devlet vatandaşına bu imkanı verecek,  Hazine gereksiz harcamalardan kurtulacak. Daha az ilaç parası ödeyecek. Daha az hastane yapacak. İnşaat sektörü hareketlenecek, ekonomi nefes alacak.

Böyle bir hayata alışan Türkiye’de ne kadın cinayetleri olur, ne sokakta köpekler öldürülür.

Zaten her evin bahçesini bekleyen bir köpek olacak.  Çocuklar hayvan sevgisiyle yetişecek. Elmayı, eriği dalından koparacak. 

Baba karpuzun ağacı kaç metre, buğdayın ağacı neye benziyor diye sormayacak. 

İnsanlar şehirlerde sıkışıp cinnet geçirmeyecek. 

Bu sistemi yüzyıllardır uygulayan ülkeler var.  Bu ülkelerde yaşayan insanlar gayet mutlu. O ülkelerde hastahaneler boş. İnsanlar daha sağlıklı.

Devletimiz uygulamaya karar verirse, o ülkelerdeki sistemler yerinde incelenerek yasal mevzuat ve yönetmenlikler de hazırlanabilir.
Türkiye’nin hatta insanlığın kurtuluşu bu projeye bağlı.

İnsanlar hareketsizlikten kurtulduğu zaman hayata tutunacak.  Yaşlılar kimseye muhtaç olmadan  satın aldıkları arazi üzerine inşa edecekleri  evlerinde kimseye yük olmadan yaşayıp gidecekler. 

Huzur evleri tarihe karışacak.

Daha ne olsun?

Bir de  Türkiye'nin deprem sorununu çözsün. Bu proje hayata geçirildiği zaman Türkiye'nin deprem riski de otomatikman ortadan kalkıyor.

Bu proje uygulanmaya başladığında ülkenin iklimi bile değişecek.

 

YUSUF  İNAN / ŞEHİTLER ÖLMEZ

www.sehitlerolmez.com