Solcu gazeteciler öldürüldü, Ülkücü gazeteciler dövülüyor...

Gazeteciler neden dövülüyor, neden öldürülüyor?

Solcu gazeteciler öldürüldü, Ülkücü gazeteciler dövülüyor...

Bu sorunun cevabı basit.  Akıllı gazeteci kendini dövdürmez.  Uzlaşır. Doğruculuk da neymiş!
Kim neyden mutlu oluyorsa, onu yaz.  Banka hesapların şiştikçe şişsin. Evlerin, yazlıkların, yalıların öyle çok olsun ki, hangi gün nerede olduğunu kimse bilemesin!

Bir gün yazlıkta, bir gün kışlıkta, diğer gün yalıda derken elli araba, elli ekip olsa, takip edemez seni!

Dolayısıyla da kimse dövemez. 

*

Biz eskiden devlete inanırdık. Devlet babaya güvenirdik. MİT ismini duyunca  Kur’an-ı Kerim’den bir ayet ismi gibi saygı duyar, tazim gösterirdik.

Devlet her şeyi  görür, yanlışa dur der diye inanırdık.

1967 den 2020’ye ne değişti ise, tüm kutsal sayıp değer verdiklerimiz,  Türk Milleti’ni hayal kırıklığına uğrattı.

 

(Ortada Türk bayrağı tişörtlü çocuğun sol yanındaki siyah tişörtlü gazeteci Yusuf İnan - Ukrayna - Kostiçi Köyü- Ahıskalıların Türkiye'ye getirilmesinin fitili bu haber ve röportajdan sonra ateşlenmişti.)

 2017 yılında Ukrayna'da iş yerimde silahlı 5 kişilk  Ahıska çetesinin saldırısına uğradım. ( 5 yıldır Ukrayna'da yaşıyordum. Ukrayna'dan evliyim. İki kızım var. Elif ve Ayşe. 19 aydır da Türkiye'de adalet arıyorum.)

Kimse duymadı. CİMER’den yazdım yine kimse tınmadı. 

Geçtiğimiz hafta polis aradı. İfadenizi alacağız merkeze kadar gelin dedi?

Gittim, 2017 yılında bana silahlı saldırı düzenleyen  Ahıska Çetesi’ne hakaret ettiğim gerekçesiyle  T.C Devleti’nin savcısı polise talimat vermiş “Halkı Kin ve Düşmanlığa Tahrik ve Aşağılama” suçlaması ile ifademin alınmasını istemiş.

T.C Savcısı Türk vatandaşını darp eden, aracını ve parasını gasp eden, Ahıska adını kirleten, Ahıska Çetelerini değil de, darp edilen, aracı ve parası gasp edilen  mağdur gazeteci hakkında soruşturma açtırmış.

Öyle bir devirdeyiz ki, çeteler dövecek, sövecek, arabanı, cebindeki paranı gasp edecek ama sen susacak, sineye çekeceksin.

Hani bazen “Nerde bu devlet, nerede bu millet” diye çığlık atası gelir ya insanın.

İnanın artık bu milletin çığlık atası bile gelmiyor.

Atsan ne yazar ki? 

T.C Cumhurbaşkanı, Hz Ömer’in kuzu hikayesini anlatan Recep Tayyip Erdoğan bile duymuyorsa seni,  başka  kim duyacak?

Ahıska Çetesi Yusuf İnan’ın sorunu değil. T.C Devleti’nin, Türk  iş adamlarının sorunu. Ahıska Çetesi Türkiye aleyhine faaliyette bulunuyor. Ukrayna’da,  Rusya’da Türk iş adamlarını darp ediyor. Malını, mülkünü gasp ediyor. Türk iş adamlarının o coğrafyada, eski SSCB ülkelerinde kökleşmesini, ticaret yapmasını engelliyor.

Ukrayna’da 30 dolara satılan Romanov Koyunları Ahıska Çetesi  tarafından oluşturulan rüşvet çarkı nedeniyle Türkiye’ye 300 dolara giriyor.

Duymayacaklarını biliyorum ama yine de son bir kez daha çığlık atmak istiyorum.

Nerde bu devlet, nerede bu millet?

Biz  Ahıskalıları  Türkiye’ye davet ediyor, kendi insanımıza yapmadığımızı yapıyor, ev, aş ve iş veriyoruz. Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde ağırlıyoruz.

O Ahıskalıların içinden çıkan çeteler de Türk bayrağını söküp çöpe atıyor.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın portrelerini farelere yediriyor.

Bu trajedi daha nasıl anlatılır ki?

Gelelim Yeniçağ gazetesi yazarı Murat İde’ye yapılan saldırıya. Bu saldırı Başbuğ’un ruhunu incitmiştir. Ahmet Takan ve Yavuz Selim Demirağ’a yapılan saldırılar da Başbuğ’u kabrinde huzursuz etmiştir.

Ülkücü camia hiç bu kadar kötü duruma düşmemişti.
Devlet bey böyle bir pespayeliğe nasıl izin veriyor, şaşırmamak elde değil.

 

Başbuğ  büyük adamdı. İdealleri büyüktü. Türkiye’de ki sağ -sol kutuplaşmasını bitirmek için Nazım’ın  Davet şiirini okumuştu.


 “Dörtnala gelip Uzak Asya'dan
Akdeniz'e bir kısrak başı gibi uzanan
                bu memleket, bizim”


Vedat Güldoğan’a Kürtçe “KON” Dergisini çıkarttırmıştı. (Ruhu şad olsun...)

Şimdi Ülkücüler birbirini tehdit ediyor, dövüyor.

Meral Akşener’e ta evinin önüne gelerek gözdağı veren ülkücüler neyin ülküsünü savunuyor, gerçekten merak ediyorum.
Başbuğ’a harmanımız dağılıyor, ülküdaşlarımız diğer siyasi partilere gidiyor denildiğinde; “Nerede bir ülkücü varsa, orada bizim bayrağımız dalgalanır”   diyerek tartışmalara son noktayı koymuştu.

Bugün gazeteciler sadece dövülmekle yetiniliyor. Geçmişte birçok gazeteci  ailesinin gözü önünde vahşice öldürülmüştü.

Ateş düştüğü yeri yakıyor. O gazetecilerin aileleri o acıyla yaşıyor. Bizler, hepimiz ah vah tüh sözleriyle olup biteni uzaktan izliyoruz.

Gazeteci meslek örgütleri de aynı şekilde olup biteni dışarıdan izliyor. En fazla “esefle kınıyorlar” başka da yaptıkları bir şey yok.

Gazeteciler haksız ve hukuksuz olarak tutuklanıyor, sorgulanıyor, hapis yatıyor gazeteci meslek örgütlerinin gıkı bile çıkmıyor.
Gazeteci meslek örgütleri de sessiz kalırsa, gazetecilerin haklarını kim savunacak?

Ergenkon sürecinde Mustafa Balbay ve arkadaşlarına İzmir Gazeteciler Cemiyet Başkanı Atilla Sertel sahip çıkmıştı.
Aynı Atilla Sertel kendisiyle ilgili bir haber nedeniyle Ege’nin Sesi ve Yerel Gündem gazetelerinin imtiyaz sahipleri hakkında şikayette bulunmuştu.

O dava ilk ve tektir. Türkiye tarihinde İzmir Gazeteciler Cemiyet Başkanı, Türkiye Gazeteciler Federaasyon Başkanı sıfatıyla Atilla Sertel İzmirli iki gazeteciyi İzmir Adliyesi’nden yargılatmıştı.

O gazetecilerden biri bendim.

Yine de Atilla Sertel yiğit adam. En kritik dönemde arkadaşım dediği insanlara sahip çıkma yürekliliğini göstermişti.
Kaderin cilvesine bakın ki, Mustafa Balbay  CHP'lilerin "düşman" ilan ettiği  Yusuf İnan'ın  yazdığı bir köşe yazısından sonra tahliye edilmişti.

Türkiye’nin herşeye rağmen doğruluktan şaşmayan gazeteci ve yazarlara ihtiyacı var.

Adalet herkese lazım deriz ya, doğru gazeteciler de herkese lazım!

Gazete ve gazeteci içinde bir cevher barındırıyorsa, beş kuruşu olmasa bile ayakta kalır.
Gazete ve gazeteci boş teneke gibiyse, tüm dünya yanında dursa, ayakta duramaz. Eninde sonunda silinir gider.

Necip Fazıl sağ olsaydı,  kendisine gazetecilerin durumunu sorsaydık;
Solcu gazeteciler, öldürüldü, Ülkücü gazeteciler dövülüyor, Liberal gazeteciler makam mevki sahibi oluyor derdi.

Ben de diyorum ki;

İyiler her zaman kazanır. Doğrunun kayığı sarsılır ama batmaz.

Kötüler her zaman ve her yerde kaybeder.

Kaybedecekler de...

KUTU - KUTU

19  aydır evimden, ailemden, çocuklarımdan ayrıyım. Eşim ve çocuklarım başka ülkede, ben  buradayım (Türkiye'de). Bir yeni yılı daha çocuklarımdan ayrı geçiriyorum. Böyle bir ortamda Yeni Yılınız Kutlu Olsun desem de bilin ki, bu söz benim ve çocuklarım için bir şey ifade etmiyor. Bizim için olmasa da, sizlerin Yeni Yılı Kutlu Olsun. 

Beşikteki çocuklara babasızlık acısını tattıranlar, inşallah bu acıları tatmazlar...

Adalet Bakanı Abdülhamit Gül'ün kulakları çınlasın. Sayın Bakan'ın kastettiği adalet tam da bu muydu acaba?

 

 

YUSUF İNAN / ŞEHİTLER ÖLMEZ

www.sehitlerolmez.com