Tahran destekli güçler Irak'ı nasıl ele geçiriyor

İranlıların her zaman bir planı vardır

Tahran destekli güçler Irak'ı nasıl ele geçiriyor

Tahran destekli güçler Irak'ı nasıl ele geçiriyor: İranlıların her zaman bir planı vardır

Analiz: Patrick Cockburn, gösterilerin IŞİD'in Bağdat'a ilerleyişinden bu yana Irak'ın siyasi yapısına karşı görülen en büyük tehdidi oluşturduğunu yazıyor

Hükümet isyanı ezmeye çalışırken protestolar giderek şiddetleniyor (AFP)

Irak güvenlik kuvvetleri ve İran yanlısı paramiliter güçler, göstericileri Bağdat'ın merkezinden çıkarma, siyasi sistemi Saddam Hüseyin'in 2003'teki düşüşünden bu yana görülmemiş bir düzeyde zora sokan ve 6 haftadır süren gösterilere son verme çabasıyla gösterici kalabalığına ateş açıyor.

Müstahkem Yeşil Bölge'ye çıkan Dicle üzerindeki üç köprüyü cumartesi günü geri alan polis, gösterilerin merkez odağı Tahrir Meydanı'nı kuşatıyor.

Meydana yakın Raşid Caddesi'nde yaralı göstericilere yardım etmek için gönüllü doktorların kurduğu çadırlar polis tarafından ateşe verildi.

Uluslararası Af Örgütü'ne göre son çatışmalarda dördü mermiyle, ikisi ise göstericilerin doğrudan kafasına ve vücuduna atılan ağır göz yaşartıcı gaz kapsülleriyle en az 6 kişi öldürüldü.

Af Örgütü, 1 Ekim'den bu yana gösterilere katılan 264 kişinin öldüğünü belirtirken, Irak İnsan Hakları Yüksek Komisyonu daha yüksek sayılar veriyor: 301 ölü, 15 bin yaralı.

Gösteriler ve hükümetin bunların kökünü kazıma yönündeki merhamet yoksunu çabası, Irak'ın siyasi yapısının kuvvetine karşı 2014'te IŞİD'in Bağdat'a ilerleyişinden bu yana en büyük tehdidi oluşturuyor. IŞİD, iktidarda zorbaca ve beceriksizce davranmasına rağmen yönetici eliti desteklemek dışında bir seçeneği olmayan Şii çoğunluğa karşı varoluşsal bir tehditti. Ancak şimdi mevcut statüko artık pek çok bakımdan daha büyük tehlike altında.

Bu kadar çok sayıda göstericinin katli, Mısır Devlet Başkanı Abdulfettah Sisi'nin 2013'te seçilmiş hükümeti devirdiği askeri darbesine karşı gerçekleştirilen gösterileri bastırmak için kullandığı taktiklerle benzeşiyor.

Buna karşın, 2016'da göstericilerin Yeşil Bölge'yi işgal ettiği Bağdat sokak gösterilerinde veya 2018'de Basra'da hükümet ve parti binaları ateşe verildiğinde bu tür şiddetli tepkiler verilmemişti.

 

afp1.jpg

Irak güçleriyle çatışmalar sürerken, yaralı bir Iraklı gösterici ambulansa doğru koşuyor (AFP)

 

Ancak son bir buçuk aydır, göstericilere rastgele ateş açmak veya yerel gösteri liderlerini hedef almak için keskin nişancılar sıklıkla kullanılıyor. Bu insanları, devletin çok parçalı güvenlik birimleriyle İran safında olduğu bilinen paramiliter Haşdi Şabi veya Halk Seferberlik Güçleri (PMF) hiziplerine mensup kimseler öldürüyor.

Gösterileri sürekli şiddet kullanımıyla bastırmaya çalışansa İran liderliği, özellikle de Devrim Muhafızları'nın Kudüs gücünün komutanı ve bölgedeki İran siyasetinin en yetkili ismi General Kasım Süleymani.

Tahrir Meydanı'nda 1 Ekim'de düzenlenen ilk gösterinin küçük çaplı olduğu düşünüldüğünde, açıkçası General Kasım Süleymani'nin neden böyle hareket etmeye karar verdiği bir muamma.

Gösteriyi tertipleyen STK'lar aylardır ivme yakalayamamıştı.

Az katılımlı gösterilerin genel isyandan pek de uzak olmayan kitlesel bir harekete dönüşmesi yetkililerin eşine rastlanmadık "öldürmek için ateş etme" siyasetiyle gerçekleşti.

Gösterilerin ilk günlerinde The Independent'a konuşan protesto organizatörleri, ilk başta yaşananlara şaşırdıklarını, en az 10 kişinin öldüğü ilk günkü şiddetin tekrarlanmayacak aşırı bir tepki olduğunu düşünme eğiliminde olduklarını belirtmişti.

 

Ancak ne kadar geri teperse tepsin, göstericilerin öldürülmesi devam etti.

İlk silahlı müdahalelerin ertesi günü gençlerden oluşan gösterici gruplar bölgede korkusuzca dolanırken görülebiliyordu. 24 saat sokağa çıkma yasağı ilan ederek ve internet hizmetini keserek Bağdat'taki 7 milyon insanı topluca cezalandıran hükümet böylece sadece göstericilere desteğin artmasını sağlayabildi ve krizi daha da tırmandırdı.

Aynı zamanda İran'a bağlılıklarını açıktan ilan eden paramiliter gruplar, gösterileri yayımlayan televizyon istasyonlarına siyah giyimli militanlarını göndererek ekipman ve stüdyolarını tahrip etti. Hastanelerdeki yaralı göstericilere saldırdılar; gazetecileri, doktorları ve gösterileri destekleyenleri kaçırıp tehdit ettiler.

Bunların kendi inisiyatifiyle hareket eden İran yanlısı paramiliter gruplarca önceden tasarlanmış bir komplo olması pek muhtemel değil.

Birkaç gün önce The Independent, sokak gösterilerine ateş açması için keskin nişancı gönderdikleri sonradan açığa çıkan bazı grup liderleriyle röportaj gerçekleştirmişti.

Her ne kadar sonradan ABDİsrailSuudi Arabistan ve BAE tarafından Irak'taki siyasi sistemi devirmek için yürütülen kapsamlı ve gizli komployu uzun zaman önce fark ettiklerini söylemiş olsalar da, söz konusu röportajda bunları dile getirmemişlerdi. Güçlü bir paramiliter hizip olan Asaib Ehli Hak lideri Kays Hazali, "İran (ABD-İran çatışmasında) çözüm bulmak istiyor ama bunu kendisi açıklayamaz" demişti.

 

kaynaksız.jpg

 

ABD-İran savaşı kartının masada olduğu fikrini küçümsemişti.

Kataib Seyyid Şuheda lideri Ebu Ala Velayi'yse bir diğer röportajda, kendisini en çok kaygılandıran şeyin Bağdat civarındaki üslerinden birinde bulunan silah deposuna gerçekleştirilecek İsrail'in insansız hava aracı (İHA) saldırısı olduğunu söylemişti.

Bununla birlikte, İran yanlısı Şii paramiliter grupların gösterilere verdiği tepkinin (veya aşırı tepkinin) hızı ve birbirleriyle uyumu, detaylı bir acil durum planının varlığına işaret ediyor.

Iraklı bir yorumcu, "İranlıların her zaman bir planı vardır" diyor.

Paramiliterler de tek başına hareket etmedi: PMF'yle devlet güvenlik kurumlarını ayrıştıran kesin çizgiler yok. Sayısı 85 bini bulan PMF mensuplarının maaşı Irak hükümetince ödenirken, PMF'nin başındaki isim Falih Feyyad'sa hükümetin ulusal güvenlik danışmanlığını yapıyor.

 

İçişleri Bakanı her zaman İran destekli Bedir Örgütü'nden seçiliyor ve örneğin bakanlığa bağlı Acil Müdahale Birimi'nin göstericileri vurmak için keskin nişancılar temin ettiği belirtiliyor.

Barışçıl ilk yürüyüşe aşırı şiddet uygulanmasını izleyen haftalarda baskının yoğunluğu Bağdat ve güney Irak genelinde arttı.

Şii'lerin kutsal kenti Kerbela'da keskin nişancılar bir günde 18 kişiyi öldürürken, kurtulanlarsa ara sokaklardan kaçarken aniden ortaya çıkan kontrol noktalarında gözaltına alındı.

Kaçırma, kaybolma, korkutma (tam bir baskı seti) uygulanıyor ve pek de sona erecekmiş gibi görünmüyor.

Irak siyasi sistemindeki İran ve statüko yanlısı bireyler ve kurumlar gittikçe daha da baskın hale geliyor.

Koalisyonu meclisteki en büyük gruba sahip olan halkçı ve milliyetçi din adamı Muktada Sadr gibi statüko eleştirmenleriyse sessiz kaldı.

Büyük Ayetullah Ali Sistani cuma günü güvenlik kuvvetlerini "aşırı güç" kullanmaktan kaçınmaya çağırdıysa da bunun herhangi bir etkisi olduğuna dair bir işaret yok.

Irak Başbakanı Adil Abdulmehdi, geçen senenin etkisiz görünümlü krizinden çıkmıştı.

Anlaşılan o ki, bir bütün olarak Irak siyasi sınıfı çıkarlarını korumak için gösterilerin kökünü kazımaları gerektiğine karar kılmış.

Taleplerinin radikalliği ve bunları nasıl elde edebileceklerine yönelik belirsizlik 1968 Fransa olaylarındaki Fransız öğrencilerini andıran sokaktaki göstericiler mevcut yozlaşmış ve işlevsiz hükümetin yerine neyi getireceklerini söyleyemiyor. Baskıyı uygulayanlara gelince, kana o denli battılar ki artık onlar açısından geri dönüş imkansız, zaten bu yönde bir arzuya dair hiçbir emare de göstermiyorlar.

 

*İçerik orijinal haline bağlı kalınarak çevrilmiştir. Independent Türkçe’nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

https://www.independent.co.uk/news/world/middle-east

Independent Türkçe için çeviren: Kerim Çelik

Patrick Cockburn Ortadoğu, Suriye ve Irak konularında The Independent'ın ödüllü Köşe Yazarı @indyworld